| | Üretsiz Blog oluştur

benimsayfam

siyonistin savaşı çok yönlü

Siyonistin Savaşı Çok Yönlü

17 Ekim 2008 Cuma, Vakit gazetesi

Katar'da düzenlenen Uluslararası Kudüs Konferansı'nın açılış ve kapanış oturumlarında birçok konuşma yapıldı. Dolayısıyla kısa notlarla bile olsa bu konuşmaların tümüne temas etme imkânımız olmayacak. Bu yüzden içeriği ve vurguları yönünden ehemmiyetine binaen özellikle iki konuşmadan notlar aktarmakla yetineceğim. Bugünkü yazıda Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS) Siyasi Birim Başkanı Sayın Halid Meşal'in, müteakip yazıda da değerli ilim adamı, muhterem üstat ve saygıdeğer büyüğümüz Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi'nin konuşmasından notlar aktaracağım.

Halid Meşal, konuşmasına Kudüs davası için yürütülen çalışmalarda Kudüs Müessesesi'nin önemine temas ederek başladı ve bu kurumun Kudüs'ün kurtuluşu yolunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Ardından Akka olaylarına temas etti ve bu olayların işgalci Siyonistlerin 1948'de işgal edilmiş topraklarda yaşayan Filistinlileri göçe zorlama politikalarının bir yansıması olduğuna dikkat çekti.

Meşal, Siyonist işgalcilerin çok yönlü bir savaş içinde olduklarını, her alanda ve her şeye karşı savaş yürüttüklerini dile getirerek, "ağaçla ve taşla bile savaşıyorlar" ifadesini kullandı. Bunu söylerken kastettiği işgalcilerin Filistinlilere ait ağaçları sökmeleri ve kendilerine atılmasından korktukları taşları toplayıp gizlemeye çalışmalarıydı.

Kudüs'ün görüşmeler yoluyla geri alınmasının mümkün olmadığına dikkat çeken Halid Meşal, yapılan görüşmelerde zaten Kudüs meselesine hiç dokundurmadıklarını, hiç tartışma mevzusu yapılmasına bile izin vermediklerini hatırlattı. Bu arada işgalcilerin Kudüs'teki İslâmî mirası yok etme ve Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırma çabalarına da temas ederek, Mescidi Aksa'nın bitişiğinde Yahudilere özel bir kare oluşturma ve oraya Yahudi mabedi inşa etme planlarına temas etti. Biz bu plana gazetemizde 24 Eylül 2008'de yayınlanan "Kudüs'e Yönelen Tehlike" başlıklı yazımızda temas etmiştik. (Bkz. www.vahdet.com.tr)

Meşal'in Kudüs'le ilgili olarak üzerinde durduğu önemli bir husus da işgalcilerin duvarla tecrit politikalarıydı. Siyonist devletin duvarla ayrıştırma ve Filistinlileri dışarıda bırakarak Kudüs'teki Yahudileştirme planlarını daha etkili hale getirme amacı güttüğünü vurguladı. Duvarla tecrit politikasının doğurduğu sonuçlar hakkında ondan önce Patrik Hanna da bilgi vermişti.

Halid Meşal, Filistinli mültecilerin yurda dönüş haklarına karşı görüşmeler yoluyla bir oyun oynanmaya çalışıldığına dikkat çekti. Bu oyun ise yaklaşık yirmi bin mültecinin dönmesine imkân tanınarak diğer tüm mültecilerin dönüş haklarının önünün kapatılması. Siyonist devletin bu gibi oyunları nasıl sinsice uyguladığı, gözleri yanıltıp gerçekleri saptırdığı bilinmektedir. Eğer yurda dönüş hakkıyla ilgili olarak bu oyunu uygulayabilirse yirmi bin kişinin dönüşüne imkân sağlanmasını, hizmetindeki medya organları vasıtasıyla büyük bir olay gibi yansıtacak, sonra bu dosyanın artık bir daha açılmamak üzere kapatılmasını isteyecektir. Oysa bugün beş milyondan fazla Filistinli mülteci hayatı yaşamaktadır.

Halid Meşal'in üzerinde durduğu önemli bir konu da Arap ülkelerindeki yönetimlerin çifte standartçılığı ve Filistin konusunda istikrarlı bir tutum izlememeleriydi. Meşal, FKÖ temsilcilerinin işgalcilerle görüşme masasına oturdukları zaman Arap ülkelerindeki yönetimlerin "Filistinliler neye razı olursa biz de ona razı oluruz" dediklerini, ama Filistin halkının tercihini direnişten yana kullanması üzerine aynı şeyi söylemeyip yan çizdiklerini, bu tercihe onay vermeyip karşıt tavır sergilediklerini dile getirdi.

Meşal'in bu sözleri aradan fazla zaman geçmeden Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebu'l-Gayt tarafından da çok açık bir şekilde doğrulandı. Filistin'deki tarafların diyalog görüşmelerine ev sahipliği yapan ve normalde itidalli olması, tarafsız hareket etmesi gereken Mısır'ın Dışişleri Bakanı Rafah sınır kapısını HAMAS hükümetini meşrulaştırmak istemedikleri için açmadıklarını söyledi. Şu işe bakın ki Filistin halkının seçtiği HAMAS hükümeti meşru olmuyor, ama ABD özel temsilcisi General Keith Dayton'un tayin ettiği hükümet meşru oluyor. Adamların meşruiyet anlayışı çağdaş emperyalizmin kabul ve retlerine göre şekilleniyor. Çünkü kendilerinin meşruiyetleri de emperyalizmin onayına dayanıyor. Kendilerinin de halklarından onay almalarının mümkün olmadığını, dürüst bir seçim yapılması durumunda kendi halkları tarafından gayri meşru ilan edileceklerini biliyorlar.

Meşal'in konuşmasından aldığım bazı notları da Allah izin verirse konuyla bağlantılı başka yazılarda değerlendirmeye çalışacağım.

saglik bezlenme

Beslenme, büyüme ve yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için besinlerin kullanılmasıdır. Beslenme hiçbir zaman sadece karın doyurmak anlamına gelmez. Yaş, cinsiyet, aktivite, genetik ve fizyolojik özellikler ve hastalık durumu, alınması gereken besin öğeleri miktarını etkiler. Bu yüzden beslenme bireye özgü planlanmalıdır. Ancak, toplumun sağlığı için bazı temel beslenme ilkelerinin genelleştirilmesi gerekmektedir.  1 Proteinler: Vücudun esas yapısını oluştururlar. Protein, büyüme ve gelişme için başta gelen besin öğesidir. 2 Karbonhidratlar: Karbonhidratların başlıca etkinliği enerji sağlamalıdır. Günlük enerjinin çoğu karbonhidratlardan sağlanır. 

3 Yağlar: Vücut yağı insanın başlıca enerji deposudur. Enerji yeterince alınmadığında vücut bu depoyu kullanır. Yağ en çok enerji veren besin öğesidir.

 

4 Mineraller: Vücut suyunun dengede tutulması, iskelet ve dişlerin yapısında, vücut besin öğelerinin enerji oluşması için gerekli oksijenin taşınmasında gereklidir.

 5 Vitaminler: Vücuttaki birçok kimyasal olay vitaminlerin yardımı ile oluşur. 6 Su: Besinlerin sindirimi, dokulara taşınması, hücrelerde kullanılması sonucu oluşan artık maddelerin atılması ve vücut ısısının düzenlenmesi için gereklidir.Yeterli Beslenme, genellikle vücudun yaşamı ve çalışmasını sürdürebilmesi için gerekli enerjinin sağlanması anlamına gelir. Karbonhidratlar, yağlar ve protein enerji sağlayan öğelerdir. Dengeli beslenme ise, enerji yanında bütün besin öğelerinin gereksinim kadar sağlanmasıdır. Örneğin insan gerektiğinden çok yerse, besin öğeleri gerektiğinden çok alınır. Çok alınan bazı öğeler vücutta yağ olarak birikebilir. Bunu sonucu da Şişmanlık dediğimiz hastalık ortaya çıkar.İnsan bazen de yeterince yediğini düşünebilir ancak uygun seçim yapamaz ya da yanlış hazırlama, pişirme yöntemi uygularsa, besin öğelerinin bazılarında kayıplar olur ve kişinin sağlığı bundan etkilenir. Bu duruma DENGESİZ BESLENME denir. Besinler içerdikleri besin öğeleri ile görünüş, şekil ve lezzet yönünden 4 ana besin grubunda toplanabilirler: 

1 Et- Yumurta- Kurubaklagil Grubu: Bu grupta et, tavuk, balık, yumurta, kurufasulye, nohut, mercimek gibi besinler bulunur. Ceviz, Fındık, fıstık gibi yağlı tohumlar da bu grupta yer alır.

 2 Süt Grubu: Süt, yoğurt, peynir, süttozu gibi sütten yapılan besinler bu gruba girer. 3 Ekmek ve Tahıl Grubu: Tahıllar bizim toplumumuzun temel besin grubudur. Buğday, mısır, pirinç, çavdar ve yulaf ve bunlardan yapılan, un, bulgur, yarma, gevrek ve benzeri ürünler bu grubun içinde yer alır.  4 Sebze ve Meyve Grubu: Bileşimlerinin önemli bir kısmı sudur. Bu nedenle de günlük enerji alımını pek fazla katkıda bulunmazlar. Yeterli ve Dengeli beslenebilmek için; 
  • Bir iki besin türünden çok yemek yerine, değişik tür besinlerden gereksinimimiz kadar yemeliyiz.
  • Günde en az üç öğün besin tüketmeliyiz.
  • Şekerli içecek ve tatlı tüketiminizi azaltmalı, şekeri az içeren besinleri tercih etmeliyiz.
  • Lezzetine bakmadan yemeklere tuz eklememeli ve fazla tuzlu besinlerden uzak durmalıyız.
  • Unutmamalıyız ki yağların tüketim miktarı kadar türü de önemlidir. Günlük tükettiğiniz yağın üçte biri tereyağı, üçte biri zeytinyağı, üçte biri de ayçiçeği yağı gibi diğer bitkisel yağlardan olmalıdır.
  • Günlük su tüketimimize dikkat etmeli En az 6–8 bardak suyu tüketmeye çalışmalıyız.
  • Yiyecek alırken, saklarken, hazırlarken ve pişirirken besin güvenliğinin sağlanması ve vitamin mineral kayıplarının en aza indirilmesi için gerekli önerileri öğrenmeli ve şartları yerine getirmeliyiz.( Açıkta satılan yiyecek almamak, besin ambalajı üzerindeki etiketleri okumak, çiğ besinlerle pişmiş besinleri hazırlarken, satın alırken, depolarken birbiriyle temas ettirmemek, sebzeleri pişirirken suyunu dökmemek gibi.)

Bir Bayram Rüzgarı Ve Damlalar

30.09 2008 Bir Bayram Rüzgarı Ve Damlalar Nilgün Paksoy Şimdi sen , bu bayram sabahı Bir mum alevinde Eski bayramları yakarsın Oturup keyfince Anıları seyre dalarsın İnceden bir rüzgara kapılır ruhun Efil serinlikleri yudumlarsın Kadehlerde paylaşırsın geçmişi Tadımlık , dün'ler üşüşür us'una Tuhaf bir irkilmede yanarsın O heyecenla , derin bir burukluk .... Sarar sarar öğütür , ya seni bağrında Belki biraz da , ürpermelerde salınıp Ağlarsın Kimbilir hangi bayram Kırmızı rugan ayakkabını Başucuna koyup uyuduğunu .... Ya da hangisinde Lila elbisene taptığını ... Veya , hangi bayramda Baba'nın 16 yaş hediyesi Balıksırtı , maksi manto'nu seyredip Heyecandan öldüğünü .... Hatırlamaya çalışırsın Renk renk mendillerini Gözlerine yayarsın Hani desenlerini ezberlediğin .... Çiçeklerinde hayallere daldığın ... Sonra , onları da yakarsın Mumun ucundaki alevde Daha da coşar mazi Ama , sen ... Bu kez ... Biraz da , özlemle ağlarsın Tuhaf yangılar iner kirpiklerinden Zamanı tutmak istersin bir an Ama tutamazsın Ölesiye kaçışları izlersin çaresiz Geçmişin aralığından Tek tek hepsini ... Yeniden yaşayasın gelir Yepyeni bir ... Boyut açmak ister canın Yeni bir sayfa ... ama Kül kokulu çaresizlikler yapışır yakana Oturup bu kez , adamakıllı Ağlarsın Yaş'ların yankılanır Dün'lerin koridorlarında Bir koşu başlar yüreğinde Öyle bir koşu ki ... Yanardağ sanırsın ... Yangın sanırsın !..... *Tüm şiirkolik Ailesinin Bayramını sevgiyle kutluyorum . *

İstifade edilen eserler Tam İlmihal Seadet-i Ebedi

İstifade edilen eserler

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye

İslâm Ahlakı

Mevahib-i Ledünniye

İslâm Tarihi

Müjdeci mektuplar

Faideli bilgiler

Buhari

Müslim

Ebu Davud

Tirmizi

Nesai

İbni Mace

Muvatta

Müsned-i Ahmed bin Hanbel

Darimi

Tabarani Mu'cemler

Darekutni

Beyheki

Hakim Müstedrek

Deylemi

Ramuzu'l ehadis

Şir'atü'l- İslâm

Riyazü's- salihin

İslâm Alimleri Ansiklopedisi

Evliyalar Ansiklopedisi

Eshab-ı kiram

Hak Sözün Vesikaları

Günyetü't- talibin

Hısnü'l-hasin

Hazinetü'l esrar

Fevaid-i Osmaniyye

Tefsir-i Azizi

Envarü't-tenzil ve esraru't-te'vil

Fedailü'l Kur'an, İmam Tirmizi

Medaricü'n- nübüvve

Akamü'l- mercan

Kitabu'r- Rahme fit-tıbbı ve'l-hikme

Teshilü'l menafi

İhyau ulumiddin

Riyadu'n-nasihin

Berekat-ı Ahmediyye

Şevahidü'l-hak

Tuhfe-i isna Aşeriyye

Hilyetü'l-evliya

En-Ni'metü'l-kübra

Kainatın Efendisi

Üyunü'l besair

Nevadirü'l fıkhıyye

Fetava-i kübra

Berika

Hadika

SÛRELERİN FAZİLETİ  İhlâs sûresinin fazîleti &#160

SÛRELERİN FAZİLETİ 

İhlâs sûresinin fazîleti

 

Ebû Saîd-i Hudrî buyurdu ki: Eshâb-ı kirâmdan biri, sabaha kadar ihlâs sûresini tekrar eden birini işitir. Sabah olunca Resûlullah efendimize giderek, bütün gece İhlâs okumasını az görerek durumu arz edince Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

“Nefsim yed-i kudretinde olan Allaha yemîn ederim ki, bu sûreyi okumak, bütün Kur'ân-ı kerîmin üçte birine denktir.”

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Kim İhlâs sûresini gösterişten uzak bir şekilde okursa, Allah onun bedenini Cehenneme harâm kılar.”

“Kim sabah namazından sonra, İhlâs sûresini on bir defa okursa, o gün kendisine bir günah gelip bulaşmaz. Şeytan gayret etse de korunmuş olur.”

“Bir yolculuğa çıkmak isteyen kimse, evinin kapısını çekip ayrılınca on bir defa ihlâs sûresini okursa, o dönünceye kadar Allah onu muhafaza eder.”!

“Kim akşam namazından sonra (konuşmadan) iki rek'at namaz kılıp, birinci rek'atinde Fâtiha ve Kâfîrun, ikinci rek'atinde Fâtiha ve İhlâs sûrelerini okursa, yılan, derisinden sıyrılıp çıktığı gibi o da günahlarından öylece sıyrılıp çıkar.”

“Ölüm hastalığı içinde iken ihlâs sûresini okuyan kimse, kabirde fitneye uğramaz. Melekler onu kanatları üzerine alıp, Sırat'ı geçinceye ve Cennete girinceye kadar götürürler.”

“Yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutan kimse, yemeği bitirince ihlâs sûresini okusun.”

“Kabristandan geçerken, onbir ihlâs okuyup, imânla vefat etmiş mevtâların rûhlarına hediye eden kimseye, oradaki ölülerin sayısı kadar sevâb verilir.”

“Yatağa girdiğinde, Fâtiha'yı ve İhlâs sûresini okuyan, ölüm müstesna herşeyden emin olur.”

“Kim hergün, iki yüz defa ihlâs sûresini okursa, borçları hariç, elli yıllık günahı affedilir.”

“Kim ölüm hastalığında, ihlâs sûresini okursa, kabir azabı görmez. Kabrin sıkmasından emin olur. Melekler onu kanatlarıyla taşırlar ve Sırattan sür'atli bir şekilde geçirirler.”

"Kim bin defa İhlâs sûresini okursa, Cennetteki makâmını görmeden vefât etmez."

“Kim yatağında uyumak ister, sağ yanına yatar ve yüz defa İhlâs sûresini okursa, kıyâmet günü Allahü teâlâ ona; "Ey kulum! Sağ yanın üzere Cennete gir" buyuracaktır.”

“Eve girerken İhlâs-ı şerîfi okuyan fakirlik görmez.”

Eshâb-ı kirâmdan Hazret-i Süheyl, bu hadîs-i şerîfe uyarak zengin olmuştur.

Hazret-i Âişe buyurdu ki. Resûlullah efendimiz bir kişiyi, bir birliğin başkanı olarak gazaya gönderdi. O zat emrindekilere namaz kıldırırken, okuyuşunu daima İhlâs sûresi ile bitirdi. İşlerini görüp döndükleri zaman, onun bu hali Peygamber efendimize anlatıldı. Peygamber efendimiz; “Bunu niçin yaptığını ona sorun bakalım” buyurdu. Sordular. O, “Çünkü bu sûre Rahman'ın sıfatını bildirmektedir. Ben de bu sebeple onu okumayı seviyorum” dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz; “Ona haber verin; muhakkak Allahü teâlâ da onu seviyor” buyurdu.

“Cuma namazından sonra, yedi defa İhlâs ve Mu'avvizeteyn yani Felak ve Nâs sûrelerini okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta kazadan, beladan ve kötü işlerden korur.”

“Üç şey kendisinde bulunan kimse, Cennete dilediği kapıdan girecektir. Kul hakkını ödeyen, her namazdan sonra onbir defa İhlâs sûresini okuyan, kâtilini affederek ölen.”

“Kim İhlâs sûresini namazda veya namaz dışında yüz kere okursa, Allah ona, Cehennemden kurtuluş beratı yazar.”

“Arefe günü bin İhlâs okuyanın bütün günahları affolur ve her duâsı kabul olur. Hepsini Besmele ile okumalıdır.”

Eshab-ı kiramdan birisi; “Yâ Resûlullah! Kur'ân-ı kerîmin en faziletli sûresi hangisidir?” diye sordu. Resûlullah efendimiz; “İhlâs sûresidir” buyurdu.

Enes bin Mâlik diyor ki: Resûlullah efendimiz birine; “Ey falan, evlendin mi?” diye sordu. O kişi; “Hayır, yâ Resûlullah! Hem benim evlenecek bir şeyim de yok” dedi. Peygamber efendimiz; “İhlâs sûresini bilmiyor musun?” buyurdu. O zât; “Evet, biliyorum” dedi. Peygamber efendimiz; “O sûre Kur'ân-ı kerîmin üçte birine denktir” buyurdu.

"Her kim Kevser sûresini okumaya devam ederse, kalbi yumuşar, Rabbine huşû içinde ibâdet eder. Devamlı ibâdet üzere olur."

Birisi fakirlikten ve geçim sıkıntısından Peygamberimize şikayette bulundu. Peygamber efendimiz ona; “Evine girdiğin vakit, kimse varsa selâm ver, kimse yoksa kendine selâm ver ve bir defa İhlâs sûresini oku!” buyurdu. O kimse Peygamber efendimizin bu emirlerini yaptı. Allahü teâlâ ona öyle bol rızık verdi ki, komşularına dağıtmaya başladı.

Yine hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Her kim İhlâs sûresini 12 defa okursa, Allahü teâlâ onun için Cennette 12 köşk bina eder. Hafaza melekleri birbirlerine derler ki: "Haydin yürüyün gidelim de kardeşimizin köşklerine bakalım"”

Muhammed bin Alkamî buyurdu ki:

“Ölüm hastalığında İhlâs sûresini okuyanlara kabir suâli olmaz.”

Ahmed bin Hanbel buyurdu ki: “Kabristana girince, Fâtiha, Felak, Nâs ve İhlâs sûrelerini okuyunuz. Sevâbını meyyitlere gönderiniz! Sevâbı hepsine ulaşır.”

İmâm-ı Birgivî buyurdu ki:

"Ölüm hastası İhlâs sûresini çok okumalıdır."

Süleyman bin Cezâ buyurdu ki:

“İhlâs sûresini Besmele ile bin kere okuyan diş ağrısı görmez.) Yine buyurdu ki:

(İhlas, Felak, Nas ve Fâtiha sûrelerini her gün üçer kere okuyan, malını, canını çoluk çocuğunu bütün

KUR’AN-I KERİM OKUMA SEVABI        Kur’ân-ı kerîm

KUR’AN-I KERİM OKUMA SEVABI       

Kur’ân-ı kerîm okumak ve okutmak çok sevâbdır. Hattâ bunun sevâbı dedelerine, çocuklarına ve torunlarına tesîr eder. İ’tikâdı düzgün bir kimse, Kur’ân-ı kerîmi okuyup, muteber ilmihâl kitaplarında bildirildiği gibi amel ettiği, ibâdet yaptığı takdirde büyük sevâblara kavuşur.

Kur’ân-ı kerîm okumakla alâkalı olarak sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

“Ümmetimin en hayırlısı, Kur’ân-ı kerîmi öğrenen ve öğretendir.”

“Hoca çocuğa Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ çocuğun anasının, babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.”

“Ümmetimin yaptığı ibâdetlerin en kıymetlisi, Kur’ân-ı kerîmi, Mushafa bakarak okumaktır.”

“Kur’ân-ı kerîm okunan evden arşa kadar nûr yükselir.”

“Kur’ân-ı kerîm okunan evin hayrı artar, sâkinlerini sıkmaz, melekler oraya toplanır, şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur’ân-ı kerîm okunmıyan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Bu evden melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar.”

“Her gece on âyet okuyan, gâfillerden sayılmaz.”

“Kur’ân okuyun! Kıyâmette şefâ’at eder.”

İmâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri buyuruyor ki:

“Ma’nâsını anlayarak da, anlamayarak da Kur’ân-ı kerîm okuyan cenâb-ı Hakkın rızâsına kavuşur.”

Kur’ân-ı kerîm okurken, bunun Allahü teâlânın kelâmı olduğunu düşünmelidir. Kur’ân-ı kerîme dokunmak için, abdestli olmak lâzım olduğu gibi, onu okumak için de, temiz kalb lâzımdır. Allahü teâlânın büyüklüğünü bilmeyen, Kur’ân-ı kerîmin büyüklüğünü anlayamaz. Allahü teâlânın büyüklüğünü anlamak için de, O’nun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek lâzımdır. Bütün mahlûkâtın sâhibi, hâkimi olan Allahü teâlânın kelâmı olduğunu düşünerek okumalıdır.

Kur’ân-ı kerîmi okumak, mühim sünnettir. Tecvîd ilmine uygun olarak ve hürmet ile okunan Kur’ân-ı kerîmi dinlemek farz-ı kifâyedir. Okuyanlara verilen sevâbların aynısı, dinleyenlere de verilir.

Bazı Bid'atler   Edilen duâlardan istenilen f

Bazı Bid'atler

 

Edilen duâlardan istenilen faydaların tam olması için Ehl-i sünnet itikadında olmak ve bid’atlerden uzak durmak lazım geldiğini bildirmiştik. Bunun için bazı meşhur bidatleri bildirmekte fayda var.

Dinde yapılan her değişiklik ve reform bid'attır. Bid'at, sonradan yapılan şey demektir. Peygamber efendimizin ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, onlardan sonra, dinde meydana çıkarılan, ibâdet olarak yapılmağa başlanan şeylerdir. Meselâ müezzinin sadece kâmet getirmesi gerekirken bunun dışında üç ihlâs okuması, tesbih çektirmesi bid'attir.

Bid'atlerden bazıları şunlardır:

1. Dinin küfür alâmeti dediği şeyleri zarûret olmadan kullanmak, en kötü bid'attır. Îmânın gitmesine sebep olur.

2. Eshâb-ı kirâmı  kötüleyen, bid'at sâhibi olur. Ebû Bekir ile Ömer'in hilâfete hakları yok idi demek küfürdür. Mezhepsizlik, mezheblere inanmamak, dört mezhebten birinde olmamak bid’attır. Bu, aynı zamanda Ehli sünnet itikatında olmanın şartıdır.

3. Cenâze olduğunu bildirmek için, minârelerde salât okunması mu'teber kitaplarda yazılı değildir, bid'attır

4.. Namazlardan sonra hemen âyet-el-kürsî okumak lâzım iken, önce Salâten tüncînâyı ve başka duâ okumak bid'attır. Namazdan sonra secde edip de kalkmak bid'attır.

5. Namazda selâmdan sonra, üç kerre söylenen (Estagfirullah)ı müezzinin yüksek sesle söylemesi bid'at olur.

6. Eli göğse koyarak, selâmlaşmak bid'attir.

7. İbâdetleri, hoparlörle yapmak (Ezan okumak, namaz kıldırmak...) bid'attır. Televizyondaki, radyodaki imâma uymak câiz olmadığı gibi, bu seslerle ibâdet yapmak da sahîh olmaz. Bid'at ve büyük günah olur.

8. Sakalın sünnete uygun ya'nî, çenedeki ile birlikte bir tutam uzunlukta olmaması, kısa olması bid'attır.

9. (Zekeriyyâ sofrası) denilen adak bid'attır. Yahûdî âdetidir.

10. Câmide her namazdan sonra birbiri ile müsâfeha etmek bid'attır. (Bayram günleri, câmilerde müsâfeha ederek bayramlaşmak ve namazlardan sonra, âdet etmeden, ara sıra müsâfeha etmek câizdir.

11. Kur'ân-ı kerîmi şarkı söyler gibi okumak bid'attır. Elhân ile, ya'nî mûsikîye uyarak tecvîdi bozmak bid'at ve dinlemesi de büyük günahtır. Kur'ân-ı kerîmi, tekbîrleri ve ilâhîleri çalgı ile, ney çalarak okumak, bunun için tehlikeli bid'attır. Kur'ân-ı kerîmi güzel ses ile, tecvîd ile okumalıdır. Tegannî ile, kelimeleri değiştirip nağmeye uydurarak okumak harâmdır.( Itrî efendi, İslâm tekbîrini, segâh makâmında bestelemekle, islâmiyete bir hizmet yapmamış, dîne bir bid'at karıştırmıştır.)

12. Kur'ân-ı kerîmi ücret ile okumak, bâtıl ve bid'attır.

13. Dîni türk mûsikîsi, tasavvuf müziği diye bid'atler uyduruldu. Bunların bid'at olduğu, Kâdî-zâdenin (Birgivî vasıyyetnâmesi) şerhinde uzun yazılıdır.

14. Kefenin üçten fazla parça olması bid'at olur. Meselâ kefene sarık ilâve etmek bid'at olur.

15. Cenâzede yüksek sesle tekbîr, tehlîl, ilâhîler okumak bid'attır.

16. Mezâr taşı üzerine âyet-i kerîme, mubârek isimler, şiir, Fâtiha kelimesini yazmak, câiz değildir. Asırlardan beri yazılıyor ise de, kötü bir bid'attır.

17. Ölü evinden yemek, helva dağıtılması bid'attır. Birinci, üçüncü, yedinci, kırkıncı, elliikinci ve elliüçüncü gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabir başında yemek dağıtmak ve hâfızları, hocaları toplayıp, mevlid okutup yemek vermek mekrûhtur.

18. Evliyânın kabirlerinde kandil, mum yakmak bid'attır.

32 farz

Bir çocuk bâliğ olduğu zaman ve bir kâfir (Kelime-i tevhîd) söyleyince, yâni, (Lâ ilahe illallah Muhammedün resûlullah) deyince ve bunun mânasını bilip inanınca (Müslüman) olur. Kâfirin günahlarının hepsi hemen affolur. Fakat, bunların her müslüman gibi, imkân bulunca, îmanın altı şartını, yâni (Âmentü)yü ezberlemeleri ve mânasını öğrenerek bunlara inanmaları ve (İslâmiyetin hepsini, yâni Muhammed aleyhisselâmın söylediği emirlerin ve yasakların hepsini Allahü teâlânın bildirmiş olduğuna inandım) demeleri lâzımdır. Daha sonra imkân buldukça, bütün huylardan ve karşılaştığı işlerden farz olanları, yâni emrolunanları ve haram olanları, yâni yasak edilmiş olanları öğrenmesi de farzdır. Bunları öğrenmenin ve farzları yapmanın ve haramlardan sakınmanın farz olduğunu inkâr ederse, yâni inanmazsa îmanı gider. Bu öğrendiklerinden birini beğenmezse, kabûl etmezse mürted olur. Mürted, (Lâ ilahe illallah) demekle ve İslâmiyetin bazı emirlerini yapmakla, meselâ namaz kılmakla, oruç tutmakla, hacca gitmekle, hayrât ve hasenât yapmakla müslüman olmaz. Bu iyiliklerinin âhırette hiç faydasını görmez. İnkârından, yâni inanmadığı şeyden tevbe etmesi, pişman olması lâzımdır.

İslâm âlimleri, her müslümanın öğrenmesi, inanması ve tâbi olması lâzım olan farzlardan otuziki ve ayrıca ellidört adedini seçmişlerdir.

Îmanın şartı: Altı (6)

İslâmın şartı: Beş (5)

Namazın farzı: Oniki (12)

Abdestin farzı: Dört (4)

Guslün farzı: Üç (3)

Teyemmümün farzı: İki (2)

Teyemmümün farzına üç diyenler de vardır. Bu zaman, hepsi otuzüç farz olur.

Îmamın Şartları

Her müslüman imanın şartlarını yani, “Âmentü billâhi ve Melâiketihi ve Kütübihi ve Rüsülihi vel Yevmil-âhiri ve bil Kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel-ba’sü ba’delmevti hakkun, eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü(58) Âmentünün esaslarını ezberlemesi ve manâsını ve islâm bilgilerinden kendisine lâzım olanları iyice öğrenmesi lâzımdır. Amentünün manası şudur:

1- Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inanmak.

2- Meleklerine inanmak.

3- Allahü teâlânın indirdiği kitaplarına inanmak.

4- Allahü teâlânın Peygamberlerine inanmak.

5- Âhiret gününe inanmak.

6- Kadere, yâni hayr ve şerlerin (iyilik ve kötülüklerin) Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.

(Bunların geniş olarak izahını öğrenmek için, Hakikat Kitabevinin (0212 523 45 56) hazırladığı, “ Herkese Lazım Olan İmân” kitabını okumalıdır”

İslâmın Şartları

1- Kelime-i şehâdet getirmek.

2- Her gün beş kere vakti geline namaz kılmak.

3- Malın zekâtını vermek.

4- Ramazan ayında her gün oruç tutmak.

5- Gücü yetenin ömründe bir kere hac etmesidir.

Namazın Farzları

A- Dışındaki farzları yedidir. Bunlara şartları da denir.

1- Hadesten tahâret.

2- Necasetten tahâret.

3- Setr-i avret.

4- İstikbâl-i Kıble.

5- Vakit.

6- Niyyet.

B- İçindeki farzları beştir. Bunlara rükn denir.

1- İftitah veya Tahrime Tekbiri.

2- Kıyâm.

3- Kırâat.

4- Rükû'.

5- Secde.

6- Kâde-i âhire.

Abdestin Farzları

1- Abdest alırken yüzü yıkamak.

2- Elleri dirsekleri ile birlikte yıkamak.

3- Başın dörtte birini mesh etmek.

4- Ayakları topukları ile birlikte yıkamak.

Guslün Farzları

1- Ağzı yıkamak

2- Burnu yıkamak

3- Bütün bedeni yıkamak.

Teyemmümün Farzları

1- Cünüplükten veya abdestsizlikten temizlenmek için niyyet etmek.

2- İki eli temiz toprağa vurup, yüzü mesh etmek ve tekrar iki eli temiz toprağa vurup, her iki kolu dirsekten avuca kadar sığamak.

MUBÂREK GÜNLER VE GECELER Allahü teâlâ, kullarına

MUBÂREK GÜNLER VE GECELER

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, duâ ve tevbeleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır.

Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Önceki günü öğle namazı vaktinden, o gecenin fecrine kadar olan zamandır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri takip eden gecelerdir.

Bu geceleri ihyâ etmeli, yâni kazâ namazları kılmalı, Kur'ân-ı kerîm okumalı, duâ, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölülere de göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermelidir. Saygı göstermek, günah işlememek ve ibâdet etmekle olur.

Mübarek günler ve geceler, Cenâb-ı Hakkın bu ümmete bir ihsanıdır. Geçmiş ümmetlerin ömürleri uzundu. Beşyüz, binyıl yaşayan ümmetler vardı. Ömürleri uzun olduğu için elde ettikleri sevaplar da o oranda fazlaydı.

Peygamber Efendimiz, ümmetinin ömrü kısa olduğu için sevapları da az olacak diye üzülüyordu. Allahü teâlâ, mübarek gün ve geceleri ihsan buyurarak, bu gecelerde verdiği kat kat fazla sevaplarla diğer ümmetlerden daha çok sevap kazanmalarına imkan verdi. 

Nitekim, Peygamberimiz geçmiş ümmetlerin işledikleri amelleri, aldıkları sevapları anlatırken, Eshab-ı kiram hayret edip, “Biz bu kısa ömrümüzle bu sevaplara nasıl kavuşabiliriz?” diye üzüldüler. Bu anda, Cebrâil aleyhisselâm geylerek:

“Ya Resûllallah! Sen ve Eshâbın geçmiş ümmetlerin bin ay ibadet edip, bu müddet içinde göz açıp kapayacak kadar Allahü teâlâya isyanda bulunmadıklarına hayret ettiniz. Allahü teâlâ sana bundan hayırlısını indirdi. Kadir suresinde beyan olunun faziletler, sen ve Eshabının hayret ettiğiniz şeylerden üstündür.”

Ayet-i kerimede bildirilen “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” müjdesine  Resûlullah ve Eshabı çok sevindiler.

Müslümanların on mubarek gecesi vardır:

MÜBAREK GÜNLER VE GECELER   Yukarıda bildiril

MÜBAREK GÜNLER VE GECELER

 

Yukarıda bildirilen on geceden başka, fıtr bayramının diğer geceleri, Zil-hicce ayının ilk on geceleri, Muharremin ilk on geceleri ve her Cuma ve pazartesi gecesi de mubârekdir.

Hadîs-i şerîfte,“Allahü teâlâ, ibâdetler içinde, Zil-hiccenin ilk on gününde yapılanları dahâ çok sever. Bu günlerde tutulan bir gün oruca, bir senelik oruc [nâfile oruc] sevâbı verilir. Gecelerinde kılınan namaz, Kadr gecesinde kılınan namaz gibidir. Bu günlerde çok tesbîh, tehlîl ve tekbîr ediniz!” buyuruldu.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdular ki, “Her kim her ayın Perşembe ve Pazartesi günleri oruc tutsa, Hak teâlâ hazretleri, o kula, yediyüz sene oruc tutmuş gibi sevâb i’tâ buyurur.”